14 Ocak 2016 Perşembe

Yazmak için yazmak

Kar yağıyor diye şikayet edenleriniz var ya siktirsin gitsin.Şu hayatta iki çeşit örtüyü seviyorum zaten birine de siz engel olamazsınız.Beyaz örtü muhteşemlik tir saflıktır baktığın zaman huzur verir uzun vadede doğaya hayat verir küçüksen eğlence ev geçindiriyor san dert verir.Bazen otur evinde kahven iç kitabını oku demenin en güzel şeklidir.Birde siyah örtü var oda bir nevi dert ortağımızdır.Genelde onunla hayal kurarız onunla ağlarız onunla birlikte geçmişi yad ederiz.Siyah örtü kimi zaman bizi vicdanımızla aklımızla baş başa bırakır ki hatalarımızın bedelini çekelim.Evet şimdi bazılarınız siyah ve beyazı sevme nedenimi tuttuğum takımın tutkusuna bağlayacaksınız,etkisi yok dersem yalan söylemiş olurum ama siyahla beyaz bana samimi gelir hep içten mesela hep o özendiğimiz mutluluğun da hüznünde dibine vurulan filmler siyah beyaz değil midir? Aslında samimiyeti çok büyük bir silah olarak görürüm ele geçtiğinde istediğiniz gibi yönlendirilebilecek bir silah ve benim hep uzak durduğum bir silah.

6 Ocak 2016 Çarşamba

Seven bir erkek gözüyle kızları anlatıyorum

Kadınlar, sevgili olmayan/olmayacak erkekleri diğer kadınlar ile anlaşamıyorum kisvesi altında hayatlarına sokarlar. Gariban erkek, hayatlarına girer. Girmemesi güçtür. Altını çizerek, tekrar ama tekrar söyleyebileceğim bir şeyi yazıyorum; erkekler kadınlardan daha duygusaygı. Kadınlar kedi sevmeyi, battaniye altında üşümeyi, soğuk havada cam kenarında kahve içmeyi, sevdikleri için ağlamayı duygusallık sayarlar, zannederler. Bu yaptıkları sadece samimiyetsiz bir klişeler görüntüsüdür.
Erkek daha çok hisseder, daha çok acı çeker, daha büyük ve yüce sever, ayrıldığında daha zor unutur. Dağı delen şirin değil ferhat’tır. Çölleri aşan leyla değil mecnun’dur. Şirin ve leyla o esnada saraydaki odalarında beklemektedirler. Olay bundan ibaret, bir erkeğin sevdiği için yapmayacağı şey yok. Kadınlar böyle değil, zoru görünce kaçar gider çoğu. istisnaları ile tanıştım. Hepsi evli/erkek arkadaşları var. Adamlar bu kızları 15-16 yaşından affedersiniz ama kapmışlar. 10 yıldır da ayrılmamışlar. Niye ayrılsınlar ki?
Konuya tekrar dönüyorum. Kadınlar bu adamları hayatlarına soktuklarında ne düşünür hisseder bilmiyorum. Ancak varsayımlarla yola çıkabilirim. Ama bu adamlara bu kadınlar içlerini döker. içlerini dökmekten de öte saatlerce kendi hayatları ile ilgili gereksiz ayrıntıları anlatırlar. “ya ben kolyemi kaybetmişim” “çanta almam lazım” “italyan erkekleri çok yakışıklı ya” vs vs gibi bir erkeğin hiç ilgisini çekmeyecek, çekmeyen şeyleri anlatırlar. Kadınlarla aralarında bu konuşmaları pek yapamazlar. Çünkü kadınların bazı özellikleri prototiptir. Hangi kadına sorsanız “ben farklıyım, bu camiaya ait değilim” der ama hepsinin, özellikle türkiye’de, hepsinin ortak özelliği dengesizlik’tir. Dengesiz olmayan bir kadınla henüz daha karşılaşmadım. Kendine dürüst olan kadınlar bunu kendilerine de itiraf ediyorlar, size de. “evet dengesizim” diyorlar. Çirkin olanları(karakter olarak, fiziksellik tamamen giri dışı) suçu yine sözde duygusallık, hormonlar ve adet dönemlerine atıyor. iyi de norveçli kızımız da adet oluyor? Onda hormon yok mu? Ya mekgibalı? O da her ay yumurtalarını atıyor? Senin fizyolojik olarak farkın ne ki?(ekstrem durumlar olabilir, konu dışı)
Neyse efendim, bu kadınlar hayatlarındaki her şeyi erkeklere anlatıp anlatıp mutlu olurlar. Paylaştıklarını zannederler. Aslında hissettikleri içlerindeki her şeyi kusup, yalnız kaldıklarını düşünerek birine tutunma ihtiyacıdır. Erkek bunları dinlemek istemez ama yine de katlanır. Kadın hayatını o kadar çok erkeğe kusar ki, erkek bir noktadan sonra kadının hayatının bir parçası olduğunu hisseder. istemsizce kendisine karşı duygular beslendiğini düşünmeye başlar. Her erkek düşünür, ben de düşündüm arkadaşlarım da. Bir kadın her sabah kalkar kalkmaz size günaydın diyorsa, gece yatana kadar en fazla 20 dakika aralıklarla sizinle konuşuyorsa, akşam en son size iyi geceler deyip yatağına giriyorsa, sizinle konuşmayı seviyorsa ve bir şeyler anlatıyorsa her erkek, o kadının kendisine karşı ilgi duyduğunu düşünür. Ama işin aslı böyle değil.
Kadınların bu yaptığını zaten erkekler istemiyor ama kadınlar ısrarla yapıyor. Halbuki bunu yapmak için pgibolog diye bir kavram var. 1 saat gidip aşağı yukarı 100 tl bayılıp hiç susmadan, ağzın kuruyana kadar her şeyi anlatabilirsin. Ama kadın bunu istemiyor. O erkeği istiyor. Çünkü o erkeğin ilgisine ihtiyacı var. Bunu arzuluyor, buna şiddetle ihtiyaç duyuyor. Ama istediği sadece ilgi. Başka bir şey değil. “seninle hep konuşurum, habire bir şeyler anlatırım. Seni hatta özlerim. Kimbilir belki bir gün seni severim ama asla ama asla benden bir şey bekleme!! Sevgilin olmam!! Bana bağlanma !! Bilmiyorum” der kadın. O erkeğin ilgisi önemlidir ama o erkek beyaz atlı prens kesinlikle değildir. Beyaz atlı prenslere hayat anlatılmaz, dertler, sorunlar, mutluluklar, coşkular anlatılmaz. Beyaz atlı prense sadece aşık olunur. Kadın aşık olunca saçmalar zaten.
Bu hataya erkekler çok sık düşüyor. Bakın yeniden diyorum, ben de düştüm. Bunu aydınlatma amacıyla yazıyorum. Aynı zamanda çok yakın bir arkadaşım da bu durumu yaşıyor. Yaşadı. Adam geldi bana bir gün dedi ki “abi ben bir kızla günde 10 saatten fazla konuşuyorum. Sürekli bir şeyler paylaşıyoruz. Beni rüyalarında gördüğünü söylüyor, beni özlediğini söylüyor. Hatta bana beni sevdiğini bile söyledi!”. “eee, ne güzel işte beraber olun o zaman. Tut elini, sarıl ve takılın” dedim haliyle. Adamın bana dediği şu; “abi kız seviyor ama sevgili olmak istemiyor..”. Oğlum manyak mısınız siz? Nasıl bu konuma düşürüyorsunuz kendinizi? Sonra günde 2 paket sigara içip alkol masalarından kalkmıyorsunuz. Hiç mi anlamıyorsunuz, günde sana 10 saat abuk sabuk şeyleri anlatan kadına sen değil anlatmak iyi geliyordur. Senin yerine put koysalar kadın o puta da anlatır. Köpek koysan ona da anlatır. Ama onların vereceği ilgi senin ilgine eş değil. Çünkü sen zamanla seveceksin. Onu düşünecek, arzulayacaksın. Folloş hale geleceksin. Kadının niye umrunda olsun? Ona göre siz yakın arkadaştınız(!), ama sen duygular beslemeye başlayınca her şeyi mahvettin. Bu kadar basit.
Neyse, bu adam gitti 2 hafta sonra aradı beni.
Adam gözyaşları içinde. Bildiğiniz salya sümük ağlıyor. Dedim “ne oldu oğlum ya. Silkelen allah aşkına, kendine gel..” Adam içimi parçaladı, biliyordum. “sevdik, sevildiğimiz söylendi ama canı sıkılıyormuş. Hayatına giren başka şeyler yüzünden ilgi hissettiğini düşünüyormuş. Benimle konuşmak ona çok iyi geliyormuş ama hepsi bu..” E oğlum demedik mi sana? Sevmediğim adam olsan “gerizekalısın gibtir git!” Derdim, atladım yanına gittim. içim paramparça oldu yemin ederim çünkü 8 yıl önceki halimi gördüm. Adam bildiğin dağılmış, kültablası dağ olmuş üzülmekten. Eli ayağı titriyor. Gir bi duşa dedim hareket edemiyor, tuttum kendim soktum adamı duşa. Üstüne soğuk suyu bocaladım. Kahve yaptım. Sabaha kadar konuştuk. Habire anlatıyor, “sevdim, sevdim, sevdim de sevdim..” iyi de kardeşim sevilmemişsin. Sana sadece sevildiğin hissettirilmiş. Yani ona daha iyi gelmen için seninle oyun oynanmış. Adama bunu dedim yine ağlamaya başladı.
“bak” dedim. “ben 23 yaşındayken bu dünyadaki en haysiyetli, en şerefli, en onurlu, en ince insanlardan birisiydim. Dürüsttüm, fedakardım. Sevdiğime gitmek için, cebimde para yokken 30 km yol yürüdüm gecenin 2’sinde. Ona hayatımı sundum, önerdim. Seninle yaşarım, seninle ölürüm dedim. Önünde engel olmam, yanında yürürüm, elini tutarım tüm engelleri beraber aşarız dedim.” “niye olmadı be abi?” Dedi bana. “seninle aynı cevapları duydum çünkü. Ben kimseye acı çektiremezdim. Yaralayamazdım. Darbe vuramazdım. Ben kadına el kaldıramazdım. Hakaret edemezdim. insan sevdiğine kötü söz söyler mi hiç? Ben arkadaştım onun için sadece. O böyle görmüştü beni. Kendi kafasında öyle yaratmış. Ben sevmiştim. Olmadı.
Yapmayın! Bir kadın size hayatı ile ilgili gereksiz ayrıntıları anlatırsa kaçın. Çünkü %99 o kadına aşık olacaksınız ve %99 o kadın sizi sevmeyecek, bir süre sonra size kötü davranıp size yol verecek %1 için aylarınızdan, yıllarınızdan vazgeçmeyin. Bir gün çıkar karşınıza gerçek bir kadın, kadın gibi kadın. Sizi sever, sizinle olmak ister. O zaman da tipine falan bakmayın. Sizi gerçekten sevebilen bir kadın bulursanız kaçırmayın. Çünkü sevmek kolay ve rahat olanı, zira eminsiniz. Ama sevilmek çok zor. Emin olmak da öyle. Olursanız anında kapın. Olasılıklar az, ihtimal düşük, hayat da zor ve gittikçe ilişkiler daha da yozlaşıp zorlaşıyor ve bu etrafında sevgili olmayan erkek arkadaş bulundurmak isteyip ego tatmini yapmak isteyen kadınların sayısı hızla artıyor.
Bkz:İncisözlükden alıntıdır

11 Aralık 2015 Cuma

Güldürme beni umutmu kaldı

Bu yıldan evel, kaç-tane eskitilmiş yıl var biliyor musunuz? Hangisi, daha önce hangisi istediklerinizi yerine getirdi? Sizce yıl-başları “TANRI” mı?

Uyanın Ey Millet!

Ne Noel baba var, ne bunun adı Noel ne de kırmızı don şansı diye birşey var. Hepsi yalan, mutluluk ve huzur diliyorsunuz ya, bir işe yaramayacak. Medet ummamak lazım, yıl-başısından. Tek değişecek şu olacak, sonraki gün tarihi yazarken 2015 değil de 2016 yazacaksın çoğunluklada yanlış yazacaksın. İşte hepsi bundan ibaret olacak.Gene savaşlar olacak gene masum canlar heba olcak.Mazlumlar bundan önce olduğu gibi gene ezilen olacak gene hor görülecek.Gene insanlar kendinden başkasını umursamayacak.Gene ergen tayfası aşk acısı çektigini sanacak.Kimse ögrenemeyecek gerçek sevginin gücünü.Sahte aşıklar dolanacak gene ortada beynimizi sikecek.Çıkar ilişkileri boy gösterecek.Bence yeni pis bir yıl bekliyor bizi bundan önceki yıllarda olduğu gibi.Bundan sonrayada umutla falan bakmayın dünyayı kirlettik birkere pislettik.Sene ne olursa olsun, kafalar değişmediği sürece ne fark eder?

Bu arada bir anekdot;
"Her kim ki yaparsa yılbaşını bu dünyada baş tacı, maaza’allah öbür dünyada götüne girer süslediği çam ağacı"...

11 Kasım 2015 Çarşamba

!!Mektup!!

Heey insancıklar.Acınası hayatınıza renk katın.Sevdiğinize mektup yazın.Bu belki kavuşmanıza belki barışmanıza vesile olur.Sizde kızlar size mektup yazan adamları üzmeyin mektup yazan adam naifliğine güvenin.
Zamanında kadının biri bana mektup yaz dedi.Bende oturdum düşündüm sms var sosyal medya var ne gereksiz diye düşündüm.Sonra mutluluğu mutluluğum diye aldım elime bir kağıt tam 1 saat ilk cümleyi yazmaya çalıştım.Mektup bu canım boru mu söylemesi kadar kolay değildir yazması. Girdim İnternet ten mektup giriş cümlelerine baktım nasıl yazılır içerik falan kafamda tasarladım.Sonra geldim masamın başına yazmaya başladım yavaş yavaş açılırım diye yazdım yazdım.Sonra yazdıklarımı okudum her seferinde ,istediğim gibi olana kadar baştan yazacaktım.Önümde kağıttan bi dağ oluşana kadar denedim.Sabahladım olmadı tam 1 hafta boyunca yazmayı denedim.İlk mektup sonuçta ilkler önemlidir.Ne yazmışın be dediğim bir mektubu yollamaya karar verdim.
Tam yazdım rahata erdim derken yollama sıkıntısı çıktı.Yollaması daha zor arkadaş.
İlk evine yollamak geldi doğal olarak aklıma başladım adresini araştırmaya ilk bindiği otobüsten bölgesel alan daraltması yaptım bu pek işime yaramadı telefon numarasından falan bulmaya çalışmakla 1 hafta daha geçirdim.Sonra çevresine sordum evi nerededir falan diye sokak bulsam yetecek muhtara falan sorup bulacağım ama ona bile ulaşamadım.Laf arasında ağzından almaya çalıştım sonuç gene hüsran.Ev adresini bilsem ne olacak ki yollayacağım postacıyla babası falan alacak her türlü sıkıntıdayım.Umutlar tükendi derken kafaya koydum vereceğim o mektubu planlar yapıyorum sonra dedim çantasına gizlice atarım nasılsa okur arkadaşlarıma sordum dediler sen bebemisin o ne ilk okul çocuğu gibi kağıda yaz arkadaşına ver bide o versin istersen dediler.Öyle bir konuştular ki gören aşk mektubu yazıyorum sanacak naçizane mutlu olsun diye mektup yazdım arkadaş mektup başıma bela oldu çıktı.
Artık fikir kalmadı bende derken son bir fikir çıkageldii kitap okumayı severim elimde kitapla gezerim o derece planı uygulamaya geçirdim , okuduğum kitapları gözüne sokuyorum adeta hoşuna giden biri olur da ister diye, arasına koyacağım mektubu farkettiğinde açıklama net;sana yollayacaktım arasında unutmuşum ne zamandır arıyorum diye numara yapacağım, yav o kitapsever kadın istemedi 1 tane kitap çıldırttı adeta.Sonra dedim ben mektuplara devam edeyim hepsini toplu veririm, çıkacağım karşısına işte ne zamandır yazıyorum veremiyorum bugüne kısmetmiş cevapta yaz diye ekleyeceğim tabi,  artık  her hafta 1 mektup yazıyorum hazırlıyorum öylece duruyor.
5-6 mektup derken birikti gitti mektuplarım .Sonra dedim artık zamanı geldi geçen zamanda biraz daha samimiyiz.Tam vereceğim gün konuşmak istemedi.
Sonra aramıza ayrılık girdi hiç veremedim o mektupları.Görüşmeme kararı alınca yakmak istedim o mektupları yırtmak istedim ama belki bir gün okur diye sakladım.
En son özel bir kutu yaptım mektupları ve verdiğim sözleri içine koydum.
Belki seneler bana tekrar onu getirir yada gelecekte bakarım okurum da hatırlarım ne dersiniz.

23 Ekim 2015 Cuma

Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı

Ankaralılar bugün yağmurlu bir güne uyandı.Bazılarımız hiç uyanamıyacak ,bazılarımız hiç uyumadı,bazılarımızda uyanmak üzeredir.Ben ?. Ben tabi ki uyumayanlardan ım ama değişik hissiyatla yazıyorum bu dizilere her zamankinden farklı saat 4 yağmur o kadar güzel yağıyor ki birden elimde ceket kulağımda kulaklık kendimi kapının önünde buluyorum ev halkını uyandırmamak için ne kadar sessiz davransam da kapı kapanma sesine babam uyanıyor asansöre binmeden beni yakalıyor suratıma uykulu anlamsız sorgulayıcı bir bakış fırlatıyor ağzını bile açmadan
-canım sıkıldı sen yat
diyorum ve hızla asansöre biniyorum.
Bu arada ekranı çatlamış telefonumda birazda uğraşarak Vega listesini seçiyorum listenin en başında da Ankara ve umursamaz salına salına yürümeye koyuluyorum şarkının her notası her vuruşta olmayan aşkımın acısını çekerek caddede yola devam ediyorum.Arada arabalar geçiyor su sıçratıyor ama umurumda değil ıslanmak için çıkmışım dışarı.Aslında bu bana ıslanmak gibi gelmiyor bir nevi arınmak her damlada biraz daha ağırlaştığı mı hissediyorum sonra bağlı saçlarımı açıyorum ve ıslanmasını sağlıyorum şarkı listem devam ederken ruhumun ıslandığını fark ediyorum sadece onu düşünüyorum ağlamak istiyorum her zamanki gibi gözlerim doluyor ama ağlayamıyorum gene bir küfür savuruyorum gözyaşlarımı içime akıtmaya başlıyorum bu en iyi yaptığım şeylerden biri kalbimi ıslatıyorum ama beynimi düşüncelerden sıyıramıyor um uzun bir yürüyüşün ardından yağmur hızlanıyor ve bir anda sokağın ortasında duruyorum.Ben  yağmurda ıslanmaktan nefret ederim.Sonra duraksamam geçiyor başka düşünceler alıyor yerini  huylarım mı değişti diye düşünüyorum.Sonra aklıma sevdiğim birinin sözü geliyor;
-İnsanların huyları asla değişmez.
Bunu o zamanlar mantıklı bulsam da şuan çok saçma geliyor aslında kendi eklememi yapmalıyım bu söze;insan kendini değiştiremez insanı ve huylarını değiştiren deneyimler yaşananlar insanlardır kendi irademle huylarımdan vazgeçmek imkansız gibi.
Huylar değişmek deyince yeniden aklıma o geliyor çok özlediğimi fark ediyorum.Görsem ne yaparım diye bir milyonuncu kez düşünüyorum koşup sarılsam dünya duracak gönlüm rahata kavuşacak gibi.Her gece görsem görüşsek ne diyeceğimi her ihtimali her cümleyi her cevabı tartıyorum kafamda bin bir kombinasyon oluşturuyorum.En çokta onu gördüğüm de yüzüme bile bakmamasından korkuyorum bazen uzaktan baksam görsem bun bana yeter diye düşünüyorum doya doya baksam aklıma kazısam resmini yeniden artık hayal etmesi zorlaşmaya başladı ama sesi hala kulaklarımda.Sevdiğin insandan uzak kalınca böyle oluyor demek ki sevgi acı verir mi bu kadar diye sorguluyorum aşktır acı veren ama aşk böyle birşey değil ne olduğuna dair bir fikrim yok zaten bir isim koymaya da gerek yok Bide şu sorun var görünce ya kalbimin atışı gene değişir de bir sakarlık yaparsam tutulursam.Bunu aşmıştım bir aralar yanında bir buz dağı kadar soğuk ve sakindim tabi dıştan öyle kalp atışım kan basıncım atmosfer seviyesinden çok uzaktı.Sonra listemin kaçıncı tekrarı olduğunu düşünmeye çalışıyorum kafamı dağıtmak için şarkıya dalıp gitmek gelmiyor içimden sonra etrafıma bakıyorum bu kadar yolu yürüdüğüme şaşırıyorum
geçtiğim sokaklar caddelerden sağ çıkmış olmam ilginç geliyor ayrıca yavaş yavaş insan telaşının yayıldığını gözlemliyorum otobüsler,gürültüler yükselmeye başlıyor.Şimdi niye rahatımı bozuyorsunuz diye haykırmak geliyor içimden.Düşünmemeye çalışarak eve geri dönmek istiyorum.Bu sırada bir fırından muhteşem kokular yükseliyor ellerimle ceplerimi arıyorum acaba cüzdanım var mı diye.Cüzdanı bulamamam ceplerime abanmama neden oluyor pantolonumun cebinden ıslak bir 5 TL çıkıyor buna 5 poğaça alıp yoluma devam ediyorum.Dayanamayıp 1 tanesini yeme girişiminde bulunuyorum ama yağmur güzelim poğaça mı da ıslatıyor ıslak demeden hızlıca ağzına sokuşturuyor um o leziz şeyi ve adımlarımı hızlandırıyorum.Eve koşar adım gelip bir havlu arama telaşına giriyorum.Ütümü değiştirirken aklım poğaçalar da.Kahve çay ikileminin ardından kahvede karar kılıp hızlıca hazırlıyorum.Sonra size bu dizleri yazıyorum yağmur kahve ve poğaça üçgeninden.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Korkuyor

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

William Shakespeare

Mutluluk Bir Rüya

Mutluluğun formülünü veriyormuş bazılarınız öyle duydum.
Bende bu yazıyı yazdım nasıl olsa mutluluğu bulsanız bile sonunda buraya düşeceksiniz.
Sonsuz mutluluk olsa keşke , her mutluluk sürecinin sonunda bazı acılar mutsuzluklar tadıyoruz umarım sizin mutluluğunuz daim olur.

En çokta küçük şeylerle mutlu olan insanlara üzülüyorum inanmayacaksınız ama bir zamanlar bende öyleydim.Gece gökyüzüne bakar ayı ve yıldızları görünce içim yaşam enerjisiyle dolardı sabah güneşi görünce mutlu olurdum.İşte hayat böyle insanların üstüne daha çok geliyor.Hayattan zevk aldırmamak için oyunlarını oynuyor.Karşına bazı insanları çıkarıyor toz pembe olan her şey bir anda bok çukuruna dönüşüyor.Oysa mutluluğumuzu insanlara bağlamak hayatımızın en büyük yanlışı.Mutlu olmak için birine ihtiyacımız yok  arkadaşım al kahveni eline tak kulaklığı gecenin sessizliğine katıl , gece o muhteşem siyah örtüsünü senin üstüne de örtsün.Ha ben , bana gelince kişi tecrübelerinden bilinir.Ben mutluluk sonu mutsuzluğu çok çekenlerdenim o yüzden benim için mutluluk bitmesin diye başlanmayan birşey.Bazı şeyler çabuk biter artık buna kanaat getirdim dertliysen sigara çabuk biter,alarmı kurmuş san uyku,sevdiğiniz şarkıyı yarıda yakalamış sanız çabuk biter,çok severseniz aşk çabuk biter kısaca bitmesin istenen her şey çabuk biter.
Neyse ya yazacak çok şeyiniz var ama yazamıyorsanız yazınız çabuk biter.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Serzeniş

Ne anlatmaya çalışıyorsun gene, laftan sözden anlamaz dik kafalılığım hep senin yüzünden değil mi?
Herkese oynadığın oyunlar artık seni eğlendirmiyor mu? Bana verdiğin acılar seni tatmin etmiyor mu?
Heey hayat sana sesleniyorum bir kerede beni dinleyi ver. Bunca senedir belki dedim belki aynı dili konuşuruz da umutlarım isteklerim hayallerim gerçek olur.Ama az kaldı zincirlerimi kırıp beni hapsettiğin karanlıktan kaçmama az kaldı.
Hayalini kurduğum upuzun bir yola sırtımda çantam ,ağzımda en güzel kelimeler ve en özgür notalarla zaferin ve özgürlüğün tadını çıkaracağım günlere az kaldı.Ama özgürlügüme kavuştugumda intikam alacağım günlere de az kaldı zamanı gelince  diğer hapsedilmişler i kurtaracağım.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Cem Adrian

Sana bunları hiç bilmediğin bir yerden yazıyorum. Ben senin görmediğin bir yerden düşüyorum. Gözlerim kapalı, her yer karanlık. Ben senin hiç bilmediğin bir yere yürüyorum. Sana bunları hiç duymadığın bir yerden söylüyorum.. Ben senin hiç olmadığın bir yerde duruyorum.. Sen benim hiç bilmediğim bir yerde uyuyor… Ben senin hiç bilmediğin bir yerde ölüyorum. Bu gece çalmıyor, şarkılar kırgın. Duvarlar simsiyah, renkler dargın. Çocuklar şarkı söylerdi, artık suskun. Önünde bir melek öldü. Öylece durdun. Hadi vur, hadi vur, hadi vur, hadi vur, hadi kır… Boğ umudumu ellerinle. Hadi yık, hadi yak.. Hadi yık, hadi yak… Söndür. Dök kalbimi sözlerinle.. Hadi del, hadi deş.. Hadi del, hadi deş… Öldür. Kanat şiirleri sessizliğinle. Hadi bul, hadi bul, hadi bul, hadi bul, beni. Kayboldum gözlerinde. Bu bir yangın.. Tam ortasına daldım, tam ortasına daldım. Her yer ateş.. ben ortasında kaldım, ben ortasında kaldım.
                                                                                                       Cem Adrian