11 Aralık 2015 Cuma

Güldürme beni umutmu kaldı

Bu yıldan evel, kaç-tane eskitilmiş yıl var biliyor musunuz? Hangisi, daha önce hangisi istediklerinizi yerine getirdi? Sizce yıl-başları “TANRI” mı?

Uyanın Ey Millet!

Ne Noel baba var, ne bunun adı Noel ne de kırmızı don şansı diye birşey var. Hepsi yalan, mutluluk ve huzur diliyorsunuz ya, bir işe yaramayacak. Medet ummamak lazım, yıl-başısından. Tek değişecek şu olacak, sonraki gün tarihi yazarken 2015 değil de 2016 yazacaksın çoğunluklada yanlış yazacaksın. İşte hepsi bundan ibaret olacak.Gene savaşlar olacak gene masum canlar heba olcak.Mazlumlar bundan önce olduğu gibi gene ezilen olacak gene hor görülecek.Gene insanlar kendinden başkasını umursamayacak.Gene ergen tayfası aşk acısı çektigini sanacak.Kimse ögrenemeyecek gerçek sevginin gücünü.Sahte aşıklar dolanacak gene ortada beynimizi sikecek.Çıkar ilişkileri boy gösterecek.Bence yeni pis bir yıl bekliyor bizi bundan önceki yıllarda olduğu gibi.Bundan sonrayada umutla falan bakmayın dünyayı kirlettik birkere pislettik.Sene ne olursa olsun, kafalar değişmediği sürece ne fark eder?

Bu arada bir anekdot;
"Her kim ki yaparsa yılbaşını bu dünyada baş tacı, maaza’allah öbür dünyada götüne girer süslediği çam ağacı"...

11 Kasım 2015 Çarşamba

!!Mektup!!

Heey insancıklar.Acınası hayatınıza renk katın.Sevdiğinize mektup yazın.Bu belki kavuşmanıza belki barışmanıza vesile olur.Sizde kızlar size mektup yazan adamları üzmeyin mektup yazan adam naifliğine güvenin.
Zamanında kadının biri bana mektup yaz dedi.Bende oturdum düşündüm sms var sosyal medya var ne gereksiz diye düşündüm.Sonra mutluluğu mutluluğum diye aldım elime bir kağıt tam 1 saat ilk cümleyi yazmaya çalıştım.Mektup bu canım boru mu söylemesi kadar kolay değildir yazması. Girdim İnternet ten mektup giriş cümlelerine baktım nasıl yazılır içerik falan kafamda tasarladım.Sonra geldim masamın başına yazmaya başladım yavaş yavaş açılırım diye yazdım yazdım.Sonra yazdıklarımı okudum her seferinde ,istediğim gibi olana kadar baştan yazacaktım.Önümde kağıttan bi dağ oluşana kadar denedim.Sabahladım olmadı tam 1 hafta boyunca yazmayı denedim.İlk mektup sonuçta ilkler önemlidir.Ne yazmışın be dediğim bir mektubu yollamaya karar verdim.
Tam yazdım rahata erdim derken yollama sıkıntısı çıktı.Yollaması daha zor arkadaş.
İlk evine yollamak geldi doğal olarak aklıma başladım adresini araştırmaya ilk bindiği otobüsten bölgesel alan daraltması yaptım bu pek işime yaramadı telefon numarasından falan bulmaya çalışmakla 1 hafta daha geçirdim.Sonra çevresine sordum evi nerededir falan diye sokak bulsam yetecek muhtara falan sorup bulacağım ama ona bile ulaşamadım.Laf arasında ağzından almaya çalıştım sonuç gene hüsran.Ev adresini bilsem ne olacak ki yollayacağım postacıyla babası falan alacak her türlü sıkıntıdayım.Umutlar tükendi derken kafaya koydum vereceğim o mektubu planlar yapıyorum sonra dedim çantasına gizlice atarım nasılsa okur arkadaşlarıma sordum dediler sen bebemisin o ne ilk okul çocuğu gibi kağıda yaz arkadaşına ver bide o versin istersen dediler.Öyle bir konuştular ki gören aşk mektubu yazıyorum sanacak naçizane mutlu olsun diye mektup yazdım arkadaş mektup başıma bela oldu çıktı.
Artık fikir kalmadı bende derken son bir fikir çıkageldii kitap okumayı severim elimde kitapla gezerim o derece planı uygulamaya geçirdim , okuduğum kitapları gözüne sokuyorum adeta hoşuna giden biri olur da ister diye, arasına koyacağım mektubu farkettiğinde açıklama net;sana yollayacaktım arasında unutmuşum ne zamandır arıyorum diye numara yapacağım, yav o kitapsever kadın istemedi 1 tane kitap çıldırttı adeta.Sonra dedim ben mektuplara devam edeyim hepsini toplu veririm, çıkacağım karşısına işte ne zamandır yazıyorum veremiyorum bugüne kısmetmiş cevapta yaz diye ekleyeceğim tabi,  artık  her hafta 1 mektup yazıyorum hazırlıyorum öylece duruyor.
5-6 mektup derken birikti gitti mektuplarım .Sonra dedim artık zamanı geldi geçen zamanda biraz daha samimiyiz.Tam vereceğim gün konuşmak istemedi.
Sonra aramıza ayrılık girdi hiç veremedim o mektupları.Görüşmeme kararı alınca yakmak istedim o mektupları yırtmak istedim ama belki bir gün okur diye sakladım.
En son özel bir kutu yaptım mektupları ve verdiğim sözleri içine koydum.
Belki seneler bana tekrar onu getirir yada gelecekte bakarım okurum da hatırlarım ne dersiniz.

23 Ekim 2015 Cuma

Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı

Ankaralılar bugün yağmurlu bir güne uyandı.Bazılarımız hiç uyanamıyacak ,bazılarımız hiç uyumadı,bazılarımızda uyanmak üzeredir.Ben ?. Ben tabi ki uyumayanlardan ım ama değişik hissiyatla yazıyorum bu dizilere her zamankinden farklı saat 4 yağmur o kadar güzel yağıyor ki birden elimde ceket kulağımda kulaklık kendimi kapının önünde buluyorum ev halkını uyandırmamak için ne kadar sessiz davransam da kapı kapanma sesine babam uyanıyor asansöre binmeden beni yakalıyor suratıma uykulu anlamsız sorgulayıcı bir bakış fırlatıyor ağzını bile açmadan
-canım sıkıldı sen yat
diyorum ve hızla asansöre biniyorum.
Bu arada ekranı çatlamış telefonumda birazda uğraşarak Vega listesini seçiyorum listenin en başında da Ankara ve umursamaz salına salına yürümeye koyuluyorum şarkının her notası her vuruşta olmayan aşkımın acısını çekerek caddede yola devam ediyorum.Arada arabalar geçiyor su sıçratıyor ama umurumda değil ıslanmak için çıkmışım dışarı.Aslında bu bana ıslanmak gibi gelmiyor bir nevi arınmak her damlada biraz daha ağırlaştığı mı hissediyorum sonra bağlı saçlarımı açıyorum ve ıslanmasını sağlıyorum şarkı listem devam ederken ruhumun ıslandığını fark ediyorum sadece onu düşünüyorum ağlamak istiyorum her zamanki gibi gözlerim doluyor ama ağlayamıyorum gene bir küfür savuruyorum gözyaşlarımı içime akıtmaya başlıyorum bu en iyi yaptığım şeylerden biri kalbimi ıslatıyorum ama beynimi düşüncelerden sıyıramıyor um uzun bir yürüyüşün ardından yağmur hızlanıyor ve bir anda sokağın ortasında duruyorum.Ben  yağmurda ıslanmaktan nefret ederim.Sonra duraksamam geçiyor başka düşünceler alıyor yerini  huylarım mı değişti diye düşünüyorum.Sonra aklıma sevdiğim birinin sözü geliyor;
-İnsanların huyları asla değişmez.
Bunu o zamanlar mantıklı bulsam da şuan çok saçma geliyor aslında kendi eklememi yapmalıyım bu söze;insan kendini değiştiremez insanı ve huylarını değiştiren deneyimler yaşananlar insanlardır kendi irademle huylarımdan vazgeçmek imkansız gibi.
Huylar değişmek deyince yeniden aklıma o geliyor çok özlediğimi fark ediyorum.Görsem ne yaparım diye bir milyonuncu kez düşünüyorum koşup sarılsam dünya duracak gönlüm rahata kavuşacak gibi.Her gece görsem görüşsek ne diyeceğimi her ihtimali her cümleyi her cevabı tartıyorum kafamda bin bir kombinasyon oluşturuyorum.En çokta onu gördüğüm de yüzüme bile bakmamasından korkuyorum bazen uzaktan baksam görsem bun bana yeter diye düşünüyorum doya doya baksam aklıma kazısam resmini yeniden artık hayal etmesi zorlaşmaya başladı ama sesi hala kulaklarımda.Sevdiğin insandan uzak kalınca böyle oluyor demek ki sevgi acı verir mi bu kadar diye sorguluyorum aşktır acı veren ama aşk böyle birşey değil ne olduğuna dair bir fikrim yok zaten bir isim koymaya da gerek yok Bide şu sorun var görünce ya kalbimin atışı gene değişir de bir sakarlık yaparsam tutulursam.Bunu aşmıştım bir aralar yanında bir buz dağı kadar soğuk ve sakindim tabi dıştan öyle kalp atışım kan basıncım atmosfer seviyesinden çok uzaktı.Sonra listemin kaçıncı tekrarı olduğunu düşünmeye çalışıyorum kafamı dağıtmak için şarkıya dalıp gitmek gelmiyor içimden sonra etrafıma bakıyorum bu kadar yolu yürüdüğüme şaşırıyorum
geçtiğim sokaklar caddelerden sağ çıkmış olmam ilginç geliyor ayrıca yavaş yavaş insan telaşının yayıldığını gözlemliyorum otobüsler,gürültüler yükselmeye başlıyor.Şimdi niye rahatımı bozuyorsunuz diye haykırmak geliyor içimden.Düşünmemeye çalışarak eve geri dönmek istiyorum.Bu sırada bir fırından muhteşem kokular yükseliyor ellerimle ceplerimi arıyorum acaba cüzdanım var mı diye.Cüzdanı bulamamam ceplerime abanmama neden oluyor pantolonumun cebinden ıslak bir 5 TL çıkıyor buna 5 poğaça alıp yoluma devam ediyorum.Dayanamayıp 1 tanesini yeme girişiminde bulunuyorum ama yağmur güzelim poğaça mı da ıslatıyor ıslak demeden hızlıca ağzına sokuşturuyor um o leziz şeyi ve adımlarımı hızlandırıyorum.Eve koşar adım gelip bir havlu arama telaşına giriyorum.Ütümü değiştirirken aklım poğaçalar da.Kahve çay ikileminin ardından kahvede karar kılıp hızlıca hazırlıyorum.Sonra size bu dizleri yazıyorum yağmur kahve ve poğaça üçgeninden.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Korkuyor

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

William Shakespeare

Mutluluk Bir Rüya

Mutluluğun formülünü veriyormuş bazılarınız öyle duydum.
Bende bu yazıyı yazdım nasıl olsa mutluluğu bulsanız bile sonunda buraya düşeceksiniz.
Sonsuz mutluluk olsa keşke , her mutluluk sürecinin sonunda bazı acılar mutsuzluklar tadıyoruz umarım sizin mutluluğunuz daim olur.

En çokta küçük şeylerle mutlu olan insanlara üzülüyorum inanmayacaksınız ama bir zamanlar bende öyleydim.Gece gökyüzüne bakar ayı ve yıldızları görünce içim yaşam enerjisiyle dolardı sabah güneşi görünce mutlu olurdum.İşte hayat böyle insanların üstüne daha çok geliyor.Hayattan zevk aldırmamak için oyunlarını oynuyor.Karşına bazı insanları çıkarıyor toz pembe olan her şey bir anda bok çukuruna dönüşüyor.Oysa mutluluğumuzu insanlara bağlamak hayatımızın en büyük yanlışı.Mutlu olmak için birine ihtiyacımız yok  arkadaşım al kahveni eline tak kulaklığı gecenin sessizliğine katıl , gece o muhteşem siyah örtüsünü senin üstüne de örtsün.Ha ben , bana gelince kişi tecrübelerinden bilinir.Ben mutluluk sonu mutsuzluğu çok çekenlerdenim o yüzden benim için mutluluk bitmesin diye başlanmayan birşey.Bazı şeyler çabuk biter artık buna kanaat getirdim dertliysen sigara çabuk biter,alarmı kurmuş san uyku,sevdiğiniz şarkıyı yarıda yakalamış sanız çabuk biter,çok severseniz aşk çabuk biter kısaca bitmesin istenen her şey çabuk biter.
Neyse ya yazacak çok şeyiniz var ama yazamıyorsanız yazınız çabuk biter.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Serzeniş

Ne anlatmaya çalışıyorsun gene, laftan sözden anlamaz dik kafalılığım hep senin yüzünden değil mi?
Herkese oynadığın oyunlar artık seni eğlendirmiyor mu? Bana verdiğin acılar seni tatmin etmiyor mu?
Heey hayat sana sesleniyorum bir kerede beni dinleyi ver. Bunca senedir belki dedim belki aynı dili konuşuruz da umutlarım isteklerim hayallerim gerçek olur.Ama az kaldı zincirlerimi kırıp beni hapsettiğin karanlıktan kaçmama az kaldı.
Hayalini kurduğum upuzun bir yola sırtımda çantam ,ağzımda en güzel kelimeler ve en özgür notalarla zaferin ve özgürlüğün tadını çıkaracağım günlere az kaldı.Ama özgürlügüme kavuştugumda intikam alacağım günlere de az kaldı zamanı gelince  diğer hapsedilmişler i kurtaracağım.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Cem Adrian

Sana bunları hiç bilmediğin bir yerden yazıyorum. Ben senin görmediğin bir yerden düşüyorum. Gözlerim kapalı, her yer karanlık. Ben senin hiç bilmediğin bir yere yürüyorum. Sana bunları hiç duymadığın bir yerden söylüyorum.. Ben senin hiç olmadığın bir yerde duruyorum.. Sen benim hiç bilmediğim bir yerde uyuyor… Ben senin hiç bilmediğin bir yerde ölüyorum. Bu gece çalmıyor, şarkılar kırgın. Duvarlar simsiyah, renkler dargın. Çocuklar şarkı söylerdi, artık suskun. Önünde bir melek öldü. Öylece durdun. Hadi vur, hadi vur, hadi vur, hadi vur, hadi kır… Boğ umudumu ellerinle. Hadi yık, hadi yak.. Hadi yık, hadi yak… Söndür. Dök kalbimi sözlerinle.. Hadi del, hadi deş.. Hadi del, hadi deş… Öldür. Kanat şiirleri sessizliğinle. Hadi bul, hadi bul, hadi bul, hadi bul, beni. Kayboldum gözlerinde. Bu bir yangın.. Tam ortasına daldım, tam ortasına daldım. Her yer ateş.. ben ortasında kaldım, ben ortasında kaldım.
                                                                                                       Cem Adrian

6 Ağustos 2015 Perşembe

Yalnızlığım

Yalnızlığımla dost olduğum günlerdeyim.
Hani biriyle güler, biriyle ağlar, biriyle eğlenir, biriyle sevinirsin ya...Sen her şeyin iyi gittiğini, her şeyin güzel olduğunu sanırsın.
Yakınlık ve heyecan duyarsın hani...Her şey iyi giderken, güzel şeyler yaşanırken araya aniden giren mutsuzluklar vardır bilir misin ve o mutsuzluklar, ayrılma noktasına kadar gider.Maskelerin gün yüzüne çıktığını fark edersin böylelikle. İşte hani o birileriyle de üzülürsün eninde sonunda.Ne mutluluğum biriyle nede hüznümün biriyle katlanmasını istemiyorum.Yalnız insanlar sokağında küçük adımlarla yürümek istiyorum çünkü birçoğunuz kendi içinde yalnız biliyorum.Yalnızlığımı saklamıyorum tam tersine yalnızlığımı benimsiyor ona kucak açıyorum.Beni daha güçlü mü yapıyor bilmiyorum ama insanlarla arama güçlü duvarlar örüyorum.Ne zaman biri yaklaşmaya çalışsa kendimden uzaklaştırıyorum.Bedenimi ve ruhumu yalnızlığa sürüklüyorum.Bazen bir kadehte ona dolduruyorum ve en derinlerinde sesini dinliyorum.Yalnızlığım bile acı çekiyor.Kimsenin duymadığı bir yerden sesleniyor bana kimsenin dokunamadığı.Yalnızlığım bedenimi bir kanser hücresi gibi kaplamış.Yalnızlık içten içe öldürüyor seni ve gene yalnızlık içten içe öldürüyor beni.
Belkide hayatın sonudur yalnızlık...

14 Temmuz 2015 Salı

Kadın Dediğin

Hayalimdeki kadın ; zeki ,ukala ,bilmiş ,özgür ruhlu olmalı esrarengiz susuşlar,sorgulayan bakışlara sahip olmalı  sınırsız olmalı ,gözleri saçmalıkları aşmalı insanı huzura ulaştırmalı.
Bu tür kadınlar çok zor bulunur. Hayatımda bu özelliklere sahip  2 kadın tanıdım. Bir tanesi bana en güzel günlerimi yaşattı  ve acı dolu günleri bıraktı.
Diğeri  ise nedeninden emin olamadığım şekilde bıraktı.Aslında hiç birlikte sayılamaz dık ki .Bana sırtım kadar uzaktı.Elimi uzatsam onu tutacak kalbini bulacaktım ama elim hiç sırtıma yetişmedi.Aramızda büyük farklar vardı ama bazen büyük farklılıklar insanları birbirine dahada yakınlaştırmaz mı?
Bir an için Hayat onla sınırlıydı.. O ise sınırsız..Sevdiğin kişi yanından giderken sana bir açıklama yapsın istiyor insan.Sanki geri dönecek gibi bekliyorsun sanki sana açık bir kapı bırakmış gibi.Bazen beklemek değilmi dir sevmek ne kadar bekleyeceğini bilmeden.Nedensiz gidişler insanı daha çok acıtıyor sürekli nedenini arıyorsun. Neden gitti? Benim aceleci tavrımı onu ürkütmüştü.Aşık olmaktan mı korktu, incinmekten mi korktu, sevmekten mi korktu yoksa benden mi korktu inanın bilmiyorum.Belkide asıl nedeni ona karşı dürüst olmayışım dandır.kocaman bir kalbi vardı ,orada herkese yetecek yer vardı. Biraz yorgun, biraz hüzünlü ,biraz acılı ama hala sevebilecek bir kalbi vardı.

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Gülüşüm Hüznüm

Gülüşler imin nedeni sonsuz hüznüm dendir.Her gülüşümün altında bir anlam aramalısın.Her gülüşüm etrafa imdat çığlığım dandır.
Ama insanlar gülünce gerçekten mutlu sanıyor.Artık gülüşlerim öyle bir hal aldı ki en saçma nedenden gülme hissi kaplıyor benliğimi.
Gülüşlerim sadece çevremdekileri değil beni de kandırmaya başladı. Kendimden beklemediğim bir anda birinizin suratına bakıp acı bir
kahkaha patlatmak istiyorum. Kahkaham da öyle şeyler gizlemek istiyorum ki anlayana tüm hikayemi anlatsın.
Anlayan hakkımda yorum yapmadan, fikrini söylemeden ,acımadan, karşılaştırma yapmadan, sadece bana kocamaaan sarılsın.
Bu sarılma dengelerimi bozsun geçmişimi silsin kalbimin rutin atışına hareket getirsin.Aslına bakarsanız çok şey istemiyorum
karanlık hayatımda bir ışık filizi istiyorum.Hayatımda öyle bir insan istiyorum ki defibrillator etkisi yaratsın.

5 Temmuz 2015 Pazar

Birazda Şiir

Sesimi gene duyan olmadı bugün...
Haykırışlarım, içten ve sessiz.
Yüzün göründü gene belli,belirsiz.
Yorgun sol yanım, gene sensiz.

Dinledim gene en acıklı şarkıları, hissiz.
Seni düşünebilmek benim için eşsiz.
Anlamsızlıklar bütününde çürüyorum, sensiz
Nefes almaya çalışıyorum çaresiz...

27 Haziran 2015 Cumartesi

Düşün Düşün...

Çoğu zaman ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Hayattan zevk alamıyor, neredeyse kan kusuyorum. Bunun sebebi ne olabilir? Düşünüp duruyorum. Düşünmek öyle bir şeydir ki; bi’ kere başladığınızda devamı aynen gelir. Hep düşünüyorum “Ne yapacağım?” diye, arkası hemen geliyor başka yönlere kayarak düşünüyorum. “Düşün düşün, boktur işin.” cümlesini boşuna kurmamış ustalarımız. Ne yapacağımı bilmiyorum ama şimdilik düşünmekle yetiniyorum, aslında aynı zamanda bir şeyler yapmış oluyorum. “Düşünmek” zaten bir şey yaptığım anlamına gelmiyor mu? Evet! işim bu, ben düşünüyorum…

8 Haziran 2015 Pazartesi

Sosyopat & Saçmalama

Gene standart bir gece bugün erken yazmaya başladım (dipnot:saat 23.16) yazmak istediğim o kadar çok şey var ki içimde hepsini kusmak istiyorum rahatlatır mı bu beni bilmiyorum. Aslına bakarsanız hiçbir halt bilmiyorum varlığım ,yaradılışım ,dünya hakkında hiç birşey. Dünya da çok şerefsiz bir cisim canım. Baksanıza her gün insana yeni şeyler öğretiyor ve her yeni bilgiden sonra cehaletimin sınırsızlığında boğulduğumu hissediyorum. Aslında bu güzel birşey hissetmek o kadar hissiz ve soğuğum ki ne ara küçük hisler mutlu eder oldu beni.Gene atlamalı zıplamalı yazmaya başladım beynim o kadar karıncalı ki  odaklanamıyorum aslında bu kahvemi tazelemem ve zihnimin en depresif olduğu saatleri beklemem gerektiğinin habercisi ha bu aralar birkaç makale okudum sosyopat lık hakkında kendimde oldukça şüphelendim biraz teoriye kaçacak ama bilmeyen varsa biraz bilgi veriyim ;
" Sosyopat lık doğuş tanda gelebilir sonradan da kazanılabilir. Küçükken geçirdiğin bi travma ( ailenin ayrılması, şiddet görmen , bağlandığın birinden kopman vs ) sizi sosyopat yapabilir. Sosyopatlıkta toplumdan uzaklaşırsınız. Tabiri caizse asosyal birisi olursunuz.İlk başta aileden uzaklaşırsınız. Sizi büyüten kişiye minnet duygunuz olur ama anne ve babanın sizde bir önemi yoktur. Fazla arkadaşınız olmaz yalnız kalmayı seversiniz. Olsa olsa 2 yada 3 tane arkadaşınız olur onlarda sizin gibidir zaten. Psikopatlığın aksine sosyopatlar daha kontrollü hareket eder. Kin duyguları vardır. Biri geçip karşınıza hakaret ettiğinde umursamazsınız. Ama o an kafanızın içinden geçenleri kimse hayal bile edemez.
Aşırı soğukkanlıdırlar. Bi kavga anında aşırı sakin kalırlar yada en basiti kurban kesilirken kimisi bakamaz sosyopatlar bakmaktan zevk alır. Herkesi korkutan bi olay olduğunda sosyopatlar korkmaz. Ama uçuk kaçık fobileri vardır. Kimisi yaşadığı travmanın etkisiyle karanlıktan korkar kimisi iğneden korkar.
Fazlasıyla hayal aleminde yaşarlar. Dünyadan kopmalarının sebeplerinden biride bulur. Alkol uyuşturucu ve intihara eğilimleri vardır.
Başkalarını maniple etmeyi çok severler. Bi toplulukta diğerlerine fark ettirmeden hep onun istediği olur. Diğerlerine göre zekaları daha yüksektir. Ancak bu zekayı diğerlerini maniple etmekte kullanırlar.
İnsanlardan uzak kaldıklarında kitap okurlar araştırma yaparlar. Sürekli kendini geliştirmek yeni birşey öğrenmek isterler. Sevgili falan yaparsanız eğer o kamuflaj amaçlı olur. Sevgi diye bi duyguları yoktur ama bazen kıskançlık gözlenebilir. Zaten bir ilişkiyi de yürütemezler. Aşırı takıntılı dırlar. Bi sevgili yaparsada uzun süreli olur. Bu durum zamanla kıskançlık takıntılı bir hal almaya başlar. Ayrılıkları hep problemli olur." sonra yeniden en iyi yaptığım işi yaptım düşündüm bu kalıpların çoğu üstüme cuk oturuyordu bu kadarı fazlaydı depresif çıktığım yolda sosyopat olduğumu düşünmek acı vericiydi sizce ben sosyopatmıyım beni rahatlatacak yalanlar söyleyin tıpkı benim kendime söylediğim yalanlar gibi.Bugün bazı düşüncelerden beynimi sıyıramadım Princess in mezun olacağından bahsetmiş miydim etmediysem şimdi duydunuz.Mezuniyet törenine en çok sevdiği çiçek olan papatya buketi yollamaya karar verdim.Aslında eve yollamak istedim ama adresini bilmiyorum adresini öğrenebilsem bu durumda olmazdık belkide.Her zamanki gibi bu karardan da emin değilim.
Asıl merak ettiğim konu çiçek ona ulaşırsa tepkisi ne olur arayıp yüzüme sövermi aslında sövsede iyi olur sesini duymuş olurum.Uzun süreli sabrımın bekleyişimin bir dışa vurumu bu ,benle görüşmek istemedi bende kararına biraz saygı gösterip beklemeye geçtim.Sonu ne olur bilmiyorum ama benim için önemli olan bunu içten gelerek yapmak ve bunun ne demek olduğunu biliyorum karşılıksız kalpten gelerek davrandığım zamanlardan bir kopya gibi bu durum o yüzden bu düşüncemi eyleme geçirmekte kararlıyım en azından yüzünde bir gülümseme yaratabilirsem bu kalbimin atması için yeterli bir nedene bağlar beni.Yada gününü mahvederim öyle hatırlanırım ama hatırlanmak güzeldir insanların hayatlarında iyi kötü izler bırakmak gelecekte onların yüzünde gülümseme bırakacak hatıralar sizi siz yapar önemli olan ne yaptığınız değil nelerle hatırladığınızdan klişesini buraya gömdüğüme göre kafeini iliklerimde hissetmişim demektir.Hadi insan evlatları gene yazarken sakinleştim dinginleştim saçmaladım rahatladım gidiyimde yıldızları sayayım.

1 Ocak 2015 Perşembe

Korkuyorum

Yine gecenin rengi eşlik ediyor, yeni sabaha varmaya çalışırken bana. Bunalıyorum durup dururken, kahve üstüne kahve içip müzikler dinliyorum. İnsan boşlukta olduğu zaman, hayal kurmadan duramıyor. Hayal kuruyorum kendi kendime, düşün dur işin ne. Boşluklardan boşluk beğen, seç, ön izle.

Diyorum ki bir motorum olsa, alıp gitsem uzaklara. Yağmur, çamur, güneş ve gece gündüz demeden sadece gitsem. Uzakların en uzağına doğru, nereye varacağımı bilmeden, sorgulamadan sadece gitsem.  Aslında bu da bir nevi boşluk sayılır. Şu andaki saçmaladıklarımdan mantıklıdır en azından, gitmek. Ölümüne, yaşamına her türlü gitmek.

İşte böyle bir boşluğu yaşarken, canımız sıkılıyor ve bunalıyorken hayal ediyoruz ya bir-takım mevzuları ve bunlar anında gerçekleşebilen hayaller değil ya, işte beni daha çok bunaltıyor şu anda erişilmez olması. Neden canım sıkılıyor, neden bunalıyorum? Her şeyi geçtim, normal şartlar altında canım sıkkınken pek hayal kurmam. Sanıyorum ki aşık oluyorum, aşk boşlukların en büyüğü aslında. Yine de oluyorum.Aslına bakarsan korkuyorum korkuyorum yeniden kırılmaktan yıpranmaktan.

Ben şimdi ne yapmalıyım, kaçayım mı kendimden, kaçayım mı hayallerimden, kaçayım mı sevmekten? Gitmekten başka bir-şey bilmem zaten.