28 Haziran 2019 Cuma

Söylenmeyenler

Söylemek istediklerimizi söyleyemediğimiz anlarımız varya hepimizin kimisinin yastıga başını koyunca dank eder kimisinin konuşmanın geri kalanında bir uğultu halinde belirir beyin kıvrımlarını yer.
İç sesin milyon kere bu cevabı vermeliydim yada şu duygularımı ifade etmeliydim diye başını ağrıtır. Zaten doğru anlarda kurulan yanlış kelimeler değil mi hayatımız.

İşte öyle bir andı benimki sana veda etmeye mecbur hissettigim anda bile kalbimden geçenlere aklım adapte olamıyordu umudum du tükenen kesinlikle sevgim değil hatta tüm hatalarımıza rağmen olduğu gibi kabullenmek çok kolaydı benim için kalıplara sokmaya bayıldığımız sevgi tam olarak bu dedim içimden.
Aslında tek demek istediğim kimsenin seni sevmedigini düşündügün anlarda şu koca adi dünyada en yalnız hissettiğin anda bile beni ara çünkü ben seni ebediyen koşulsuz sevecegim.

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Günebakan

Eskiden yani seninle tanışmadan önce, ay çiçegi gibiydim.Sürekli yüzümü güneşe dönerdim. Oysaki şimdi karanlıktan kendimi kurtaramıyorum.

7 Aralık 2016 Çarşamba

Kelimeler, kelimeden ibaretler.

Kelimeler basit harf dizelerinden oluşmaz
Aralarında kaybolamıyorsan eğer kelimeler sadece kelimelerdir.Bir kelimede aklın kalamıyorsa sadece söylenmiş içi boş başıboş sözlerdir.
Kelimeler üzerinde tonlarca yük taşıyabilen ,en önemlisi de seni taşıyabilen bir büyüdür ve sen ne kadar ağırlaşmış san, sertleşmişsen kelimelerin o kadar ağır ve sert olur.
Duyanı derinden yaralayabilir , yada okuyanı.
Ciğerlerine dolmuş bir barut tozu gibidir  birini öldürmek istediğin zaman...
Kim i zamanda kalbine dokunacak iki kelimeyle hayata döner insan.
Kelimelerden korkar insan korkar da vazgeçemez...

24 Kasım 2016 Perşembe

seni seviyorum...

... seni seviyorum kelimesi ağzından ne kadarda çabuk döküldü diye tereddüt etti kadın,belkide bu zamana kadar söylenmiş seni seviyorum ların içi boş oluşu ürkütmüştü onu ama kadın bilmiyordu adamın bu zamana kadar geç kaldıklarından biri haline gelmemesi için aceleci davrandığını...

21 Ekim 2016 Cuma

Kısa Kısa - Etme bulma

En son görüştüğümüzde;
-neden seni deli gibi severken beni sevmedin hatta görmedin bile hep arkadaşça davrandın?
diye sordu.
Bir anda gözümde belirdi sevdiğim kadının beni görmeyişi yaptığım fedakarlıkları fark etmeyişi.
Ama o an diyemedim sana yaptığımın cezasını başka bir kadından çekiyorum diye.

18 Ekim 2016 Salı

Kısa Kısa - Uzun zaman sonra

Uzun zaman sonra size bildiğiniz bir şeyden söz edeceğim.
Sizi sevmeyecek insan sevmiyor dünyaları da önüne serseniz onun için en büyük fedakarlıkları da yapsanız gözünün önünde onun için ölseniz de o çok sevdiğiniz kadın-adam sizi görmüyor kılını bile kıpırdatmıyor. Hele ki bu insan sevmeyi bilmeyen bir insansa sevmeyi öğreteceğim diye hiç uğraşmayın kendinize ızdıraptan başka birşey vermemiş olursunuz.Ne olur artık sizi seven insanları görün en azından sevmeyi deneyin.

26 Ağustos 2016 Cuma

Kısa Kısa : Ayarı bozuk

İnsan beyni gündüzleri mantıksal geceleri duygusal çalışırmış sözü her dendiğinde her şeyin suçlusu geceymiş gibi gelir bana .
Gelmeyecekleri bekleyişlerimin...
Olmayacakları hayal edişlerimin...
Sevmeyecekleri sevişlerimin...

29 Haziran 2016 Çarşamba

Kısa Kısa : Başlık

Duygularını hislerini içine bastırıp sonra dumanını dışa bırakmaya alışmış insanlarız biz.Duyguları ne kadar yoğun yaşasak ta duygularımız dışa çıkınca sikiliyor diye sürekli içimizde.İçimize ata ata nasıl genişlettiy sek kimse etkisini dışarıdan göremiyor.Belkide ondan dışarıdan bakınca duruşumuz bakışımız soğuk geliyor insanlara

27 Mayıs 2016 Cuma

Kısa Kısa : Gelsen

Gelip yalnızlığımın alnından öpsen bu zamana kadar ona çok iyi baktın ama artık ben varım onu hiç yalnız bırakmayacağım desen...

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Kısa Kısa : Gayet Kısa

Bazen ağlayasın olur ağlamak için bir neden bulamazsın
Bazende neden bulursun ama ağlayamazsın
Boğazın düğümlenir ama gözlerin eşlik etmezya hani
Bazen tüm şartlar uygunken bile ağlayamazsın...

24 Nisan 2016 Pazar

Kısa Kısa ... :Sarılmak İstersin

Bazen sarılmak istersin...
Kime sarıldığın nerede sarıldığın pekte fark etmez.
Bazende sevdiğine sarılmak istersin ama öyle alelade bir sarılma değil hakkını vererek bedeninde hissederek kemiklerini kırarak sarılmak istersin. Sarılamaz sın birşey engeller seni sanki  geriye çeker ne kokusunu içine çekebilirsin nede sarılmayı uzatabilirsin. Sevdiğin onu sevdiğini bilmiyorsa o 5 saniyelik kucaklaşmaya her şeyi sığdırmaya çalışırsın ama sığdıramazsın emin ol kalp çarpıntın belli olmasın diye nefesini tutarsın ,bedenini kavramaktan korkar  düşünemediğin o 5 saniye bir ömür gibi gelir.
İşin en kötü tarafı da sarılmaya bahanede bulamazsın bir buluşurken birde vedalaşırken sarılırsın.

23 Nisan 2016 Cumartesi

Kısa Kısa : Saydın mı Kaç Oldu

İlk sevgili ilk çocuk gibidir hep acemiliğin verdiği o tuhaf tatlı his ne yapacağını tam olarak bilememe durumu kendi yarattığın bir-şey orantısız sevgi ilk sevgiliyi unutamayışı mız bundandır bence.İlkinin büyüyüp artık farklı bir şeye dönüşmesi sonucunda artık size ihtiyacı kalmaması 2 tarafından bir şeyler alması sonuyla biter.İlkin bıraktığı tat hep 2. yi arama arayışına iter yeni bir çocuk isteriz hep yeni çocukta-sevgilide ilkinde yapamadıklarını yapmaya çabalar 2 tarafta sınırsız istekler bütününde geçer her şeyi tam olsun istersin kocaman bir ilişki ama hep bir tarafı eksik gelir bir rutin gibi gelir. 3.4.5 bunları ben bilmem deneyerek doğruyu bulanlardan değilim pek sınırlı sevgimi israf edenlerden değil sevdim mi tam severim bazen uzaktan severim bazen öyle bir severim ki ta oradan hissedersin
bazende ruhun bile duymaz.Bazende bir severim sabahın bu saatinde bana bunları yazdırır.

8 Mart 2016 Salı

Kısa kısa 2:Kredi

Bazı insanlar banka gibi, insanlara kaldıramayacağı sevgiler yüklüyorlar hemde hiç teminat istemeden karşılığın da azda olsa sevileceğini bilmeden.
Bizde sonsuz krediniz var diye gene ağzımıza sıçmayın olur mu.

21 Şubat 2016 Pazar

Kısa kısa 1:Anlaşmak Şart Değil

Sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sever insan.
Sevgi yakınlık aramaz uzaktan da sever insan.
Sevgi dokunmak değildir temassız da sever insan.
Sever insan doğanın kanunudur sevmek ve doğa her zaman baskın gelir.

14 Ocak 2016 Perşembe

Yazmak için yazmak

Kar yağıyor diye şikayet edenleriniz var ya siktirsin gitsin.Şu hayatta iki çeşit örtüyü seviyorum zaten birine de siz engel olamazsınız.Beyaz örtü muhteşemlik tir saflıktır baktığın zaman huzur verir uzun vadede doğaya hayat verir küçüksen eğlence ev geçindiriyor san dert verir.Bazen otur evinde kahven iç kitabını oku demenin en güzel şeklidir.Birde siyah örtü var oda bir nevi dert ortağımızdır.Genelde onunla hayal kurarız onunla ağlarız onunla birlikte geçmişi yad ederiz.Siyah örtü kimi zaman bizi vicdanımızla aklımızla baş başa bırakır ki hatalarımızın bedelini çekelim.Evet şimdi bazılarınız siyah ve beyazı sevme nedenimi tuttuğum takımın tutkusuna bağlayacaksınız,etkisi yok dersem yalan söylemiş olurum ama siyahla beyaz bana samimi gelir hep içten mesela hep o özendiğimiz mutluluğun da hüznünde dibine vurulan filmler siyah beyaz değil midir? Aslında samimiyeti çok büyük bir silah olarak görürüm ele geçtiğinde istediğiniz gibi yönlendirilebilecek bir silah ve benim hep uzak durduğum bir silah.

6 Ocak 2016 Çarşamba

Seven bir erkek gözüyle kızları anlatıyorum

Kadınlar, sevgili olmayan/olmayacak erkekleri diğer kadınlar ile anlaşamıyorum kisvesi altında hayatlarına sokarlar. Gariban erkek, hayatlarına girer. Girmemesi güçtür. Altını çizerek, tekrar ama tekrar söyleyebileceğim bir şeyi yazıyorum; erkekler kadınlardan daha duygusaygı. Kadınlar kedi sevmeyi, battaniye altında üşümeyi, soğuk havada cam kenarında kahve içmeyi, sevdikleri için ağlamayı duygusallık sayarlar, zannederler. Bu yaptıkları sadece samimiyetsiz bir klişeler görüntüsüdür.
Erkek daha çok hisseder, daha çok acı çeker, daha büyük ve yüce sever, ayrıldığında daha zor unutur. Dağı delen şirin değil ferhat’tır. Çölleri aşan leyla değil mecnun’dur. Şirin ve leyla o esnada saraydaki odalarında beklemektedirler. Olay bundan ibaret, bir erkeğin sevdiği için yapmayacağı şey yok. Kadınlar böyle değil, zoru görünce kaçar gider çoğu. istisnaları ile tanıştım. Hepsi evli/erkek arkadaşları var. Adamlar bu kızları 15-16 yaşından affedersiniz ama kapmışlar. 10 yıldır da ayrılmamışlar. Niye ayrılsınlar ki?
Konuya tekrar dönüyorum. Kadınlar bu adamları hayatlarına soktuklarında ne düşünür hisseder bilmiyorum. Ancak varsayımlarla yola çıkabilirim. Ama bu adamlara bu kadınlar içlerini döker. içlerini dökmekten de öte saatlerce kendi hayatları ile ilgili gereksiz ayrıntıları anlatırlar. “ya ben kolyemi kaybetmişim” “çanta almam lazım” “italyan erkekleri çok yakışıklı ya” vs vs gibi bir erkeğin hiç ilgisini çekmeyecek, çekmeyen şeyleri anlatırlar. Kadınlarla aralarında bu konuşmaları pek yapamazlar. Çünkü kadınların bazı özellikleri prototiptir. Hangi kadına sorsanız “ben farklıyım, bu camiaya ait değilim” der ama hepsinin, özellikle türkiye’de, hepsinin ortak özelliği dengesizlik’tir. Dengesiz olmayan bir kadınla henüz daha karşılaşmadım. Kendine dürüst olan kadınlar bunu kendilerine de itiraf ediyorlar, size de. “evet dengesizim” diyorlar. Çirkin olanları(karakter olarak, fiziksellik tamamen giri dışı) suçu yine sözde duygusallık, hormonlar ve adet dönemlerine atıyor. iyi de norveçli kızımız da adet oluyor? Onda hormon yok mu? Ya mekgibalı? O da her ay yumurtalarını atıyor? Senin fizyolojik olarak farkın ne ki?(ekstrem durumlar olabilir, konu dışı)
Neyse efendim, bu kadınlar hayatlarındaki her şeyi erkeklere anlatıp anlatıp mutlu olurlar. Paylaştıklarını zannederler. Aslında hissettikleri içlerindeki her şeyi kusup, yalnız kaldıklarını düşünerek birine tutunma ihtiyacıdır. Erkek bunları dinlemek istemez ama yine de katlanır. Kadın hayatını o kadar çok erkeğe kusar ki, erkek bir noktadan sonra kadının hayatının bir parçası olduğunu hisseder. istemsizce kendisine karşı duygular beslendiğini düşünmeye başlar. Her erkek düşünür, ben de düşündüm arkadaşlarım da. Bir kadın her sabah kalkar kalkmaz size günaydın diyorsa, gece yatana kadar en fazla 20 dakika aralıklarla sizinle konuşuyorsa, akşam en son size iyi geceler deyip yatağına giriyorsa, sizinle konuşmayı seviyorsa ve bir şeyler anlatıyorsa her erkek, o kadının kendisine karşı ilgi duyduğunu düşünür. Ama işin aslı böyle değil.
Kadınların bu yaptığını zaten erkekler istemiyor ama kadınlar ısrarla yapıyor. Halbuki bunu yapmak için pgibolog diye bir kavram var. 1 saat gidip aşağı yukarı 100 tl bayılıp hiç susmadan, ağzın kuruyana kadar her şeyi anlatabilirsin. Ama kadın bunu istemiyor. O erkeği istiyor. Çünkü o erkeğin ilgisine ihtiyacı var. Bunu arzuluyor, buna şiddetle ihtiyaç duyuyor. Ama istediği sadece ilgi. Başka bir şey değil. “seninle hep konuşurum, habire bir şeyler anlatırım. Seni hatta özlerim. Kimbilir belki bir gün seni severim ama asla ama asla benden bir şey bekleme!! Sevgilin olmam!! Bana bağlanma !! Bilmiyorum” der kadın. O erkeğin ilgisi önemlidir ama o erkek beyaz atlı prens kesinlikle değildir. Beyaz atlı prenslere hayat anlatılmaz, dertler, sorunlar, mutluluklar, coşkular anlatılmaz. Beyaz atlı prense sadece aşık olunur. Kadın aşık olunca saçmalar zaten.
Bu hataya erkekler çok sık düşüyor. Bakın yeniden diyorum, ben de düştüm. Bunu aydınlatma amacıyla yazıyorum. Aynı zamanda çok yakın bir arkadaşım da bu durumu yaşıyor. Yaşadı. Adam geldi bana bir gün dedi ki “abi ben bir kızla günde 10 saatten fazla konuşuyorum. Sürekli bir şeyler paylaşıyoruz. Beni rüyalarında gördüğünü söylüyor, beni özlediğini söylüyor. Hatta bana beni sevdiğini bile söyledi!”. “eee, ne güzel işte beraber olun o zaman. Tut elini, sarıl ve takılın” dedim haliyle. Adamın bana dediği şu; “abi kız seviyor ama sevgili olmak istemiyor..”. Oğlum manyak mısınız siz? Nasıl bu konuma düşürüyorsunuz kendinizi? Sonra günde 2 paket sigara içip alkol masalarından kalkmıyorsunuz. Hiç mi anlamıyorsunuz, günde sana 10 saat abuk sabuk şeyleri anlatan kadına sen değil anlatmak iyi geliyordur. Senin yerine put koysalar kadın o puta da anlatır. Köpek koysan ona da anlatır. Ama onların vereceği ilgi senin ilgine eş değil. Çünkü sen zamanla seveceksin. Onu düşünecek, arzulayacaksın. Folloş hale geleceksin. Kadının niye umrunda olsun? Ona göre siz yakın arkadaştınız(!), ama sen duygular beslemeye başlayınca her şeyi mahvettin. Bu kadar basit.
Neyse, bu adam gitti 2 hafta sonra aradı beni.
Adam gözyaşları içinde. Bildiğiniz salya sümük ağlıyor. Dedim “ne oldu oğlum ya. Silkelen allah aşkına, kendine gel..” Adam içimi parçaladı, biliyordum. “sevdik, sevildiğimiz söylendi ama canı sıkılıyormuş. Hayatına giren başka şeyler yüzünden ilgi hissettiğini düşünüyormuş. Benimle konuşmak ona çok iyi geliyormuş ama hepsi bu..” E oğlum demedik mi sana? Sevmediğim adam olsan “gerizekalısın gibtir git!” Derdim, atladım yanına gittim. içim paramparça oldu yemin ederim çünkü 8 yıl önceki halimi gördüm. Adam bildiğin dağılmış, kültablası dağ olmuş üzülmekten. Eli ayağı titriyor. Gir bi duşa dedim hareket edemiyor, tuttum kendim soktum adamı duşa. Üstüne soğuk suyu bocaladım. Kahve yaptım. Sabaha kadar konuştuk. Habire anlatıyor, “sevdim, sevdim, sevdim de sevdim..” iyi de kardeşim sevilmemişsin. Sana sadece sevildiğin hissettirilmiş. Yani ona daha iyi gelmen için seninle oyun oynanmış. Adama bunu dedim yine ağlamaya başladı.
“bak” dedim. “ben 23 yaşındayken bu dünyadaki en haysiyetli, en şerefli, en onurlu, en ince insanlardan birisiydim. Dürüsttüm, fedakardım. Sevdiğime gitmek için, cebimde para yokken 30 km yol yürüdüm gecenin 2’sinde. Ona hayatımı sundum, önerdim. Seninle yaşarım, seninle ölürüm dedim. Önünde engel olmam, yanında yürürüm, elini tutarım tüm engelleri beraber aşarız dedim.” “niye olmadı be abi?” Dedi bana. “seninle aynı cevapları duydum çünkü. Ben kimseye acı çektiremezdim. Yaralayamazdım. Darbe vuramazdım. Ben kadına el kaldıramazdım. Hakaret edemezdim. insan sevdiğine kötü söz söyler mi hiç? Ben arkadaştım onun için sadece. O böyle görmüştü beni. Kendi kafasında öyle yaratmış. Ben sevmiştim. Olmadı.
Yapmayın! Bir kadın size hayatı ile ilgili gereksiz ayrıntıları anlatırsa kaçın. Çünkü %99 o kadına aşık olacaksınız ve %99 o kadın sizi sevmeyecek, bir süre sonra size kötü davranıp size yol verecek %1 için aylarınızdan, yıllarınızdan vazgeçmeyin. Bir gün çıkar karşınıza gerçek bir kadın, kadın gibi kadın. Sizi sever, sizinle olmak ister. O zaman da tipine falan bakmayın. Sizi gerçekten sevebilen bir kadın bulursanız kaçırmayın. Çünkü sevmek kolay ve rahat olanı, zira eminsiniz. Ama sevilmek çok zor. Emin olmak da öyle. Olursanız anında kapın. Olasılıklar az, ihtimal düşük, hayat da zor ve gittikçe ilişkiler daha da yozlaşıp zorlaşıyor ve bu etrafında sevgili olmayan erkek arkadaş bulundurmak isteyip ego tatmini yapmak isteyen kadınların sayısı hızla artıyor.
Bkz:İncisözlükden alıntıdır

11 Aralık 2015 Cuma

Güldürme beni umutmu kaldı

Bu yıldan evel, kaç-tane eskitilmiş yıl var biliyor musunuz? Hangisi, daha önce hangisi istediklerinizi yerine getirdi? Sizce yıl-başları “TANRI” mı?

Uyanın Ey Millet!

Ne Noel baba var, ne bunun adı Noel ne de kırmızı don şansı diye birşey var. Hepsi yalan, mutluluk ve huzur diliyorsunuz ya, bir işe yaramayacak. Medet ummamak lazım, yıl-başısından. Tek değişecek şu olacak, sonraki gün tarihi yazarken 2015 değil de 2016 yazacaksın çoğunluklada yanlış yazacaksın. İşte hepsi bundan ibaret olacak.Gene savaşlar olacak gene masum canlar heba olcak.Mazlumlar bundan önce olduğu gibi gene ezilen olacak gene hor görülecek.Gene insanlar kendinden başkasını umursamayacak.Gene ergen tayfası aşk acısı çektigini sanacak.Kimse ögrenemeyecek gerçek sevginin gücünü.Sahte aşıklar dolanacak gene ortada beynimizi sikecek.Çıkar ilişkileri boy gösterecek.Bence yeni pis bir yıl bekliyor bizi bundan önceki yıllarda olduğu gibi.Bundan sonrayada umutla falan bakmayın dünyayı kirlettik birkere pislettik.Sene ne olursa olsun, kafalar değişmediği sürece ne fark eder?

Bu arada bir anekdot;
"Her kim ki yaparsa yılbaşını bu dünyada baş tacı, maaza’allah öbür dünyada götüne girer süslediği çam ağacı"...

11 Kasım 2015 Çarşamba

!!Mektup!!

Heey insancıklar.Acınası hayatınıza renk katın.Sevdiğinize mektup yazın.Bu belki kavuşmanıza belki barışmanıza vesile olur.Sizde kızlar size mektup yazan adamları üzmeyin mektup yazan adam naifliğine güvenin.
Zamanında kadının biri bana mektup yaz dedi.Bende oturdum düşündüm sms var sosyal medya var ne gereksiz diye düşündüm.Sonra mutluluğu mutluluğum diye aldım elime bir kağıt tam 1 saat ilk cümleyi yazmaya çalıştım.Mektup bu canım boru mu söylemesi kadar kolay değildir yazması. Girdim İnternet ten mektup giriş cümlelerine baktım nasıl yazılır içerik falan kafamda tasarladım.Sonra geldim masamın başına yazmaya başladım yavaş yavaş açılırım diye yazdım yazdım.Sonra yazdıklarımı okudum her seferinde ,istediğim gibi olana kadar baştan yazacaktım.Önümde kağıttan bi dağ oluşana kadar denedim.Sabahladım olmadı tam 1 hafta boyunca yazmayı denedim.İlk mektup sonuçta ilkler önemlidir.Ne yazmışın be dediğim bir mektubu yollamaya karar verdim.
Tam yazdım rahata erdim derken yollama sıkıntısı çıktı.Yollaması daha zor arkadaş.
İlk evine yollamak geldi doğal olarak aklıma başladım adresini araştırmaya ilk bindiği otobüsten bölgesel alan daraltması yaptım bu pek işime yaramadı telefon numarasından falan bulmaya çalışmakla 1 hafta daha geçirdim.Sonra çevresine sordum evi nerededir falan diye sokak bulsam yetecek muhtara falan sorup bulacağım ama ona bile ulaşamadım.Laf arasında ağzından almaya çalıştım sonuç gene hüsran.Ev adresini bilsem ne olacak ki yollayacağım postacıyla babası falan alacak her türlü sıkıntıdayım.Umutlar tükendi derken kafaya koydum vereceğim o mektubu planlar yapıyorum sonra dedim çantasına gizlice atarım nasılsa okur arkadaşlarıma sordum dediler sen bebemisin o ne ilk okul çocuğu gibi kağıda yaz arkadaşına ver bide o versin istersen dediler.Öyle bir konuştular ki gören aşk mektubu yazıyorum sanacak naçizane mutlu olsun diye mektup yazdım arkadaş mektup başıma bela oldu çıktı.
Artık fikir kalmadı bende derken son bir fikir çıkageldii kitap okumayı severim elimde kitapla gezerim o derece planı uygulamaya geçirdim , okuduğum kitapları gözüne sokuyorum adeta hoşuna giden biri olur da ister diye, arasına koyacağım mektubu farkettiğinde açıklama net;sana yollayacaktım arasında unutmuşum ne zamandır arıyorum diye numara yapacağım, yav o kitapsever kadın istemedi 1 tane kitap çıldırttı adeta.Sonra dedim ben mektuplara devam edeyim hepsini toplu veririm, çıkacağım karşısına işte ne zamandır yazıyorum veremiyorum bugüne kısmetmiş cevapta yaz diye ekleyeceğim tabi,  artık  her hafta 1 mektup yazıyorum hazırlıyorum öylece duruyor.
5-6 mektup derken birikti gitti mektuplarım .Sonra dedim artık zamanı geldi geçen zamanda biraz daha samimiyiz.Tam vereceğim gün konuşmak istemedi.
Sonra aramıza ayrılık girdi hiç veremedim o mektupları.Görüşmeme kararı alınca yakmak istedim o mektupları yırtmak istedim ama belki bir gün okur diye sakladım.
En son özel bir kutu yaptım mektupları ve verdiğim sözleri içine koydum.
Belki seneler bana tekrar onu getirir yada gelecekte bakarım okurum da hatırlarım ne dersiniz.